11 Mart 2008 Salı
Tek bizde değilmiş
Hep kafamda bi soru vardır bu aralar bolca düşündüğüm bazı manyaklar sadece bizlere mi mahsus dünyanın diğer yerleride aynı mı farklı mı diye ???
Sanırım herkes aynı
Söleki bi kaç haberden örnek vereceğim
İlki Slovakya'nın Kostolny adlı köyünden...
Haberde adamlar kendi özürlü kızlarını öldürmüşler (daha doğrusu adam hapiste iken karısı döverek öldürmüş) yataklarının altında saklamışlar ....
Yorum yapmıyom ...
Bir diğeri Vatikandan güncel taze günahlar geldi ...
-Emisyon gazı yaymak
-Genlerle oynamak
-İnsanlar üzerinde deneysel çalışmalar yapmak
-Kök hücre
-Uyuşturucu ticareti
-Ekonomik ve sosyal eşitsizlik
Dikkatinizi cekerim adamlarda da aynı sorun var ; YOBAZLIK
Nerden cıktı derseniz ; genlerle oynama , kök hücre fln geleceğin bilimi simdiden günah ilan edilmiş bizimkilerden pek farkları yokmuş onlarında ....
Perudan olan daha vahim halk (galiba tam izleyemedim) tecavüzcüyü herkesin gözü önünde yakmışlar (üzüldüm mü hayır iyi olmuşta cocukların önünde olacak iş değil )
Yani yalnız bazı şeyler bize ait değilmiş tüm dünya aynı
Tüm Dünya 21. yy da bataklığa gidiyor
Tüm Dünya geçmişinden ders almadan geleceğini yok ediyor....
İyi Geceler Herkese ....
14 Şubat 2008 Perşembe
Türbana Hayır Kampanyası
katılmak için
lütfen bişey olur aman başıma bişey gelmesin diyip geçiştirmeyin SESİNİZ CIKSIN!!!
Ahlak polisleri, dindar kumarbazlar ve türban ....
Öncelikle iyi günler ...
Bilmiyorum gazetelerle aranız ne kadar iyi , gündemi ne kadar takip ediyorsunuz ? Milliyet gazetesinde okuduğum 2 haberi sizinle paylaşmak istedim ...
Birincisi İbrahim Sadri nin kumar oynarken yakalanmış olması ... ( Haberi okumak isterseniz tıklayın )
Bilmeyenler olabilir onun için İbrahim Sadri kimdir ilk bunu anlatmakta yarar var ;
İbrahim Sadri (Eren) (d. 1963), tiyatrocu. İstanbulda doğan İbrahim Sadri, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı.İstanbul üniversitesi işletme Fakültesi'nde okuduktan sonra, yedi yıl tiyatroyla uğraştı. Turnelere çıkarak, Anadolu'yu yakından tanıma imkanı buldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri yayımlandı. Radyo ve televizyonlarda programcılık ve sunuculuk yaptı. Halen bir özel televizyonda program yapmaktadır. Şiir ve tiyatro kasetleri de bulunan şairin, şiir kitaplari da mevcuttur.(wikipediadan alıntıdır.)
Diyeceksiniz sana ne kumardan yakalandıysa , doğru velevki bu kişi muhafazakar kişiliyle ön plana çıkan , ağzını her açısında allah diyenlerden , akplilerden .... Şimdi kafama takılan kumar günah değil mi ? Ki yanlış bilmiyosam günah , ee muhafazakar kişinin kumarla ne işi olur yada o kadar gerçektir ...
Neyse o kişinin bileceği iş... Diğer habere gelince Mersinin Tarsus ilçesinde 2 kıza etekleri kısa diye bacaklarına sırınga ile bi sıvı madde ( yanıcı bişeymiş kezzap galiba bilmiyom) sıkılmış...( okumak için ) Ulen hayvanoğlu hayvanlar size ne lan kızların eteklerinden siz kimsiniz , ulen o.ç. bura arabistan ve ya iran mı ki kendinizi namus polisi gibi görüyonuz ... EDEP YA HU!!!
İşte bazıları sölüyor akp başta olsa ne olur , aman türban giriversin üniversiteye hem özgürlük bu diye .. Bakın neler oluyor ve olmaya başladı allah bilir bilmediğimiz daha neler olurdur... Şaka maka iran oluyozz aman dikkat...
Bide türbanla ilgili bi iki şey söleyecem iyice bıktırdı biliyom da fakat içimde kalmasın ... Sokakta karacarsaf , takke , fes , mayo ... gibi uç durumlar dışında istediğinizi giyebilirsiniz kimsenin bişey demeye hakkı yok ...velevki iş kamu kurumlarına girince değişir...Kamu kurumu yani devlet işleri yani buraya girerken bu ülkenin temel ilkelerine karşı hiçbir şekilde kimse giremez... ve bu ilkelerden laiklik ilkesi gereği devletin kamu ve kuruluşlarında , calışan , işi olan ...vb kimseler üzerilerinde dini simgeler , örtüler ...vb şeyler bulunduramaz....
Bide bazıları diyor ki "bu ülkenin %90 ı nı müslümandır" doğrudur herkes sordun mu müslümanım diyoda ah be aptallar bu %90sa niye bu insanlar googleda "sex, porno , çocuk porno"su gibi şeyleri arıyor ??? Pardon laikler arıyor demi kusura bakmayın , biz zaten kafiriz , sapığız kusura bakmayın... Pardon cidden pardon biziz önce cumaya gidip ardından sarap içen , biziz her türlü boku yiyip din (pardon dilim sürştü laiklik diyecektim ) şemsiyesi altına giren , biziz devletin paralarını kendi menfaatlerimiz kendi secimlerimiz için kullanan (demi chp yaptı kafir , münafık onlar ) biziz fakir fukaradan toplanan paralarla alınan kömürleri valilere taşıtan (pis chpliler devletin valisini ne konuma düşürdünüz ) , hatta bu kafirler fakir fukaradan toplanan vergilerle gemicikler alıyor , o kadar kafirler ki 70 milyon insanın hakkını yiyolar ( bildiğiniz üzere kul hakkı en büyük günah , hatta günah ötesi , kul hakkı yiyen cennete giremiyo...) Sustum ben ülke güllik gülistanlık , herşey yolunda .....
Son olarak gitmeden leman , penguen ve uykusuzun kapakları cok güzel olmuş sizle paylaşmak istedim ...
Herkese iyi günler...


Laiklik ve Atatürk
normalde bilen bilir forwardla vahiy gelse tınlamam o kadar gıcık olurum ama dün tanımadığım bi kişiden (herhalde eklemiş silmişim oda beni silmiş fakat hotmail listesinde duruyoz öle galiba) bi e-posta geldi sizle paylaşmak istedim ...
atatürk, laiklik ilkesini hayata geçirdiği günlerde ankara'da ikamet eden birçok dindar insanı makamına çağırır. herkesi karşısında ayakta sıraya dizer. yere de bir tane kuran koyar. der ki;
"şimdi hepinizden türkiye cumhuriyeti'nin aydınlık günlerine sembol olması için bu kuran'a ayaklarınızla basmanızı istiyorum. "
bunun üzerine salonda homurtular başlar. salondaki ahali düşük bir sesle itiraz etmeye kalkar. homurtuları duyan atatürk, gayet soğukkanlı bir tavırla "bu kuran'a basmayan kayıtsız, şartsız asılacaktır" der. kellenin tehlikede olduğunu gören ahali yavaş yavaş utana sıkıla kuran'ı ezmeye başlar. yalnız içlerinden birisi "paşam" der,
"beni assanız da, kurşuna dizseniz de ben bu yüce kitaba basmam". paşa bir kez daha emreder sert ve sinirli bir sesle. ama molla yine yapamayacağını söyler. herkes tek tek kuranı ayakları altına aldıktan sonra paşa tekrar herkesi karşısına dizer. kuran'ı yerden alır ve en öndekine aç bakalım şu kuranı der. adam kuranı eline alır fakat sayfalarını açmaya yeltendiğinde elindekinin dışı kuran gibi boyanmış bir tahta olduğunu anlar ve etrafındakilere doğru gösterir.
mustafa kemal "işte" der, "laiklik bu sebeple yasalarımıza girmiştir. içinizdeki inancın, şahsi menfaatlerinizi delip geçmemesi için. bir gün makam için can korkusu için bu milletin inançlarının üzerine basamayasınız diye."
sonra makamından bütün herkesi kovar, yalnızca kuran'a basmak istemeyen adam kalır. atatürk, kendisini tebrik eder ve 1 hafta sonra onu ankara müftüsü yapar.
herkese iyi günler...
12 Şubat 2008 Salı
Dinle Sevgili Ülke
Dinle Sevgili Ülke
seni kimse sevmiyor olduğun gibi, herkesin sevdiği kendi kafasındaki..
yalan ve talan gözlerle bakıyorlar sana.. seni hakikatli sevene hain diyorlar..
sövüyorlar, dövüyorlar, sürüyorlar, içeri atıyorlar, öldürüyorlar..
senin, seni sevmeyenlerle gurur duyduğunu söylüyorlar.
senin böyle acayip bir kaderin varmış, sevgili ülke... sen bu güzel kendini
yolda mı buldun? sen bu güzel halinle niye bize bir ülke oldun.. fakat senin bir
suçun yok ki.. suç üzerinde yaşanların.
yalana dolana, ölüme zulüme, işkenceye baskıya, acıya kurulu bir saat gibisin,
sevgili ülke.. herkes menfaatine göre kuruyor seni.
herkes bir ucundan tutmuş, kendine çekiyor seni.. yakıyorlar, yıkıyorlar, satıyorlar, yağmalıyorlar seni.. kimse seni sevmiyor olduğun gibi, herkesin sevdiği kafasındaki...
üç tarafın denizlerle çevrili, yüzme bilmiyor nüfusunun üçte ikisi.. dünya çapında bir mufağın
var ama nüfusunun yarısı açlık sınırında.. dört mevsimi bir arada yaşatıyorsun bize ama bir arada yaşayamıyoruz hâlâ..
ormanlarını yakıyorlar, denizlerini kirletiyorlar, en güzel yerlerine beton bloklar, nükleer santraller yapmaya kalkıyorlar.. seni sevme ve sevgilerini ifade etme biçimlerini bir tuhaf üstünde yaşayanların, sevgili ülke..
sana layık değiliz, değerini bilmiyoruz hiç.. hepimiz sözleşmiş gibi şu cennet halini cehenneme
çevirmeye çalışıyoruz..
dünyanın en acayip tartışmaları, en akla ziyan sancıları, bitmez tükenmez meseleleri senin üzerinde yaşanıyorlar.. yine de küsmüyor, gocunmuyor, türlü türlü güzellikler sunuyorsun bize..
dinle sevgili ülke;
kimse seni sevmiyor olduğun gibi, herkesin sevdiği kafasındaki..
herkes bir ucundan tutmuş kendi menfaatine doğru çekiyor seni..
seni hahikatli sevene " hain " diyorlar..
sövüyorlar, dövüyorlar, sürüyorlar, içeri atıyorlar, öldürüyorlar..
senin, seni sevmeyenlerle gurur duyduğunu söylüyorlar...
inle sevgili ülke!
metüst
bu yazıyı öneren sevgili arkadaşım Şenaya saygılarımla
Herkese iyi geceler
Nerden Nereye Canım Ülkem
Bu topraklar kutsaldır , önemlidir . Bu önemin asıl nedeni ne jeopolitik konum nede yeraltı zenginliği nede başka bişey. Kutsal kılan kültürüdür. Anadolu insanı ; m.ö 9000 (belki daha eski ) yıllardan beri bu topraklardadır. Her ne kadar işte göçler olmuşsada çoğu binlerce yıldır burda ve bu geçmişin getirdiği bişey var : KÜLTÜR
Fakat ne yazıktır senin bu kültürünü türbana sokmak isteyen yobazlar canımm ülkem anadolum. Bu insanların o kadar gözü dönmüş ki senin için gözleri kırpadan kan dökenleri , senin için hayatı hiçe sayıp kendini sana adayanları , senin için doğup senin için ölenleri vatan haini , kafir ilan ediyolar....
Bizim kültürümüzde olmayanlar bize dikte ediliyor. Aslında bu ilk değil , biraz geçmişe gidersek fazla değil Osmanlıya gidelim. Osmanlının simgesi nedir ; Fes . Peki fesi osmanlı mı buldu ; hayır! Yazıyı devam etmeden fes nedir onu bilmek gerekir ;
Fes, tepesi düz, genellikle kırmızı, püsküllü, silindirik şapka. İsmini başlıca üretim merkezi olan Fas'ın Fes şehrinden alır. Başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere birçok müslüman ülkede kullanılagelmiştir. Kırmızı rengini kızılcık boyasından almıştır.
Yani bizim kültürümüzden olmayan bişeydi faslılarında ama ne oldu avrupa Türklerle özdeştirdi . Ki o kadar özdeşleşti ki hala karikatürlerinde tembel , üretmeyen insanlar hala fes takar .
İşin komedi tarafı Avrupa bizi fesli sanıyor . Ama bizde fesli insan yok , sarıklı , cüppeli , türbanlılar var ....
Neyse konuyu dağıtmayam nasıl fes bizim kültürümüz değilken bizde kaldı , türbanda öle olacak ...
Türk denildi mi yakın zmanda türbanlı kızlar , sakallı mücahid tipler akla gelecek...
Ama bizde kim böle yada böle imiş ... Osmanlı sultanlarına bakın , Şelcuklulara bakın onlarda böle bişeyler yok...
Sevgili dostlarım kanmayın bu oyunlara , özgürlük adı altında kızlarımız özgürlükleri alınıyor ama erkekler sevinmesin zamanla herkesin özgürlüğü gidecek...
Neyse cok ve boş konuştum , en son olarak SDÜlü imamlar türbana evet diye imza toplamış ; İşte onlar :
Profesörler: Talat Sakallı, Mesut Akgül, Bahattin Tunç, T. Ahmet Serel, İbrahim Güngör, Hasan Özçelik, İdris Oğurlu, Remzi Varol, Namık Delibaş, Cahit Kurbanoğlu, Ali Kökçe, Erdoğan Küçüköner, Mustafa Merdan, Ali Bilgin, Hüseyin Vural, Ramazan Özcankaya, Mehmet Kunduz, Mustafa Şahin, Muhittin Görmüş, Mustafa Karaşahin, Musa Genç, Hüseyin Padem, Halis Köylü, Fatih Gültekin, Ali Kemal Yakut, Mehmet Saffet Sarıkaya, Kudret Kabar, Hasan İbicioğlu, Harun Doğru, İ. Hakkı Akçay, Tahsin Karadoğan, Nuri Özek, Abdullah Diler, Mustafa Cengiz.
Doçentler: İbrahim Atilla Acar, Bilal Sambur, Nejdet Gürkan, Nevin Karabela, Şeref Kalaycı, Hüseyin Certel, Sedat Aktan, Zekeriya Akman, Yunus Emre Boyacı, Metin Topçuoğlu, Sebahattin Albayrak, Hakan Türkkahraman, Adem Korkmaz, İlker Çarıkçı, Ramazan Gülendam, Osman Gökalp, Veysel Ayhan, Habil Şentürk, Hüseyin Yavuz, Recep Sütçü, Hasan Ali Görgülü, Mustafa Öztürk, Bilal Gökkır, Faruk Turhan, Ahmet Kamil Bayhan, Abdullah Özsoy, Adnan Koşum, Akif Kutlu, Selamı Akkuş, Menderes Coşkun, Ahmet Yıldırım, Talip Türcan, Rifat Okudan, İbrahim Diler, Mustafa Keren.
Yardımcı doçentler: Ayşe Sıdıka Oktay, Ahmet Doğan, Vahdettin Aydın, Muharrem Gürkaynak, Saadettin Özdemir, Haluk Songur, Fahrettin Önder, Murat Okçu, Yüksel Metin, Bahri Türen, İhsan Aktaş, Nebi Bilir, Süleyman Dost, Latif Hacınebioğlu, Mustafa Türkmen, Mustafa Reşit Usal, Mehmet Özçelik, Zeynel Abidin Mirkelam, İsmail Gökdayı, Hikmet Orhan, İsmail Dutkuner, Mehmet K. Derdiman, Mehmet Kılıç, Nihat Yılmaz, Ramazan Kayacan, İsmet Titiz, Abdurrahman Özkan, Ali İnce, Emre Sancak, Ahmet Şahiner, Sibel Dikmen, Erdal Dikmen, Fatih Ali Canlı, Yusuf Açıkel, H. Veli Döndüren, Ebubekir Gündoğdu.
Doktorlar: Ömer Lütfi Antalyalı, Hilmi Demirin ve Hicran Hiçyılmaz.
Devlet Bahcelinin kardeşi imzalamamış acaba neden ? Abisine tepki için mi ? dikkat çekmemek için mi ? yakında öğreniriz.
Rektör ve yardımcıları da imzalamayık fakat hiç tepki olarak bişey demediler....
Herkese ii geceler yarın sabaha karşı yeniden görüşürüz...(tabi şeriatcılar öldürmezse ....)
11 Şubat 2008 Pazartesi
Türbanın geçmişi
Öncelikle belirteyim yazı bana ait değil hurriyet gazetesi yazarlarında Murat Bardakcıya aittir.Saygılarımla...
Türbanın bu çeşidi Lübnan’dan ithaldir
Bugün ‘türban’ dediğimiz ve gece-gündüz tartışır olduğumuz omuzlara kadar inen başörtüsü modelinin ilk defa nerede ortaya çıktığını acaba hiç merak ettiniz mi?
İslami terminolojideki ismi ‘hicab’ olan bu modeli 1970’li yılların başında Lübnan’da yaşayan üst düzeyde İranlı bir din adamı, Hüccetülislam Musa Sadr, Güney Lübnanlı Şii kadınları bölgeye hákim olan Filistinli gerillaların tacizinden koruyabilmek için yaratmıştı.
1979’daki İran Devrimi’nin de benimsemesiyle model bütün İslam dünyasına yayıldı, bir ideoloji ve kimlik alámeti halini aldı ve bu arada biz de ithal ediverdik. Kimsenin ne giydiğine karışmak hiç ádetim değildir ama türbana içim bir türlü ısınamıyor, zira bana hiç de estetik gelmiyor ve örtünme konusunda asırlar boyunca kendi modasını kendisi yaratıp zarif bir çizgi yaratmış olan Türk kadınının Lübnan’dan örtünme modeli ithal etmeye ihtiyaç hissetmesinin sebebini bir türlü anlayamıyorum.
Önce, bir hususu açıkça ifade edeyim:
Artık dur-durak bilmez hale gelen türban inatlaşmasından bıkanlar arasındayım. ‘Canı isteyen başını örtsün ama bunu siyasi vasıta háline getirmesinler’ demek istiyorum ama işin içine bugünün türbanı girince bir türlü diyemiyorum.
Diyemememin sebebi ideolojik değil, sadece ve sadece estetik! Zira başı tamamen örttükten sonra omuzlara inen, sırttan bele doğru genişçe bir üçgen halinde dökülen ve adına şimdilerde ‘türban’ dediğimiz bu örtü bana hiç mi hiç estetik gelmiyor. Üstelik bizim değil, ithal...
Bu örtünme biçiminin ilk defa nerede göründüğünü, İslam dünyasına nasıl yayıldığını ve hangi yolla bize kadar geldiğini acaba hiç merak ettiniz mi?
‘Türban’ sözü, 18. asrın sonlarında Fransa’da, Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris elçisi Moralı Esseyid Ali Efendi’nin sarığının verdiği ilhamla ortaya çıktı. Paris sosyetesine mensup hanımlar 1790’ların sonunda Ali Efendi’nin sarığına benzer şapkalar takmaya, saçlarını kıymetli kumaşlarla sarmaya başlamışlardı ve bu yeni moda ‘türban’ adını aldı. Sarıkta kullanılan, bugün ‘tülbent’ dediğimiz ve Farsça aslı ‘dülbend’ olan kelime Fransızca’da ‘turban’a dönmüştü!
Örtünmenin İslami terminolojideki karşılığı ise, ‘hicab’ sözüydü ve her çeşit başörtüsünün genel karşılığı, Arapça’da ‘bakışlardan gizlenmek’ ve ‘saklanmak’ demek olan ‘hecebe’ kökünden gelen ‘hicab’ kelimesiydi.
Bugünün ‘türban’ dediğimiz ve omuzlara kadar inen başörtüsü, ilk defa 1970’lerin başında, Lübnan’da ortaya çıktı. Modelin yaratıcısı, üst düzeyde bir din adamıydı: Lübnanlı Şiiler’in lideri olan Hüccetülislam Musa Sadr... Ama koskoca Hüccetülislam’ın moda yaratmayı düşünecek háli yoktu ve model herhangi bir dini düşünceyle değil güvenlik maksadıyla ve Şii kadınların tehlikeden korunmaları için ortaya çıkmıştı!
TACİZ TEHDİTLERİ
Şiiler, Lübnan’ın güneyinde çoğunluktaydılar ama bölge 70’li yılların başından itibaren Filistinli gerillaların kontrolü altına girmişti. Kral Hüseyin’in Ürdün’den kovduğu gerillalar, sivil Filistinlilerle beraber Güney Lübnan’a yerleşmiş vaziyetteydiler. Askeri bakımdan zayıf olan Lübnan hükümeti, topraklarındaki siláhlı milislere karşı birşey yapamıyordu ve ülkenin güneyi Filistinliler’in kontrolündeydi.
İşin askeri yönünden başka bir de sosyal boyutu vardı ve Şii Lübnanlılar ile Filistinli gerillalar arasında her an bir gerilim yaşanıyor, gittikçe artan ekonomik sıkıntılara Şii kadınların gerillalar tarafından taciz edilmeleri gibi günlük rahatsızlıklar da ekleniyordu.
Yaratıcılığını Hüccetülislam Musa Sadr’ın yaptığı bugünün türbanı işte bu gibi rahatsızlıklardan, özellikle de Şiiler’in sık sık uğradıkları tacizlerden doğdu ve kısa bir müddet sonra çarşafa bürünmemiş olan hemen bütün Şii kadınlar bir örnek giyinir oldular.
Musa Sadr, Şah dönemi İran’ının en büyük gazetesi ‘Kayhan’ın başında bulunan ve İran’ın en güçlü gazetecisi olan Emir Tahiri’ye 1975 yılında Beyrut’ta verdiği demeçte modeli bizzat hazırladığını anlattıktan sonra ‘İlhamımı Batı dünyasının kilise resimlerinden ve Lübnan’daki Katolik rahibelerin kulladıkları başörtülerden aldım’ diyecekti. Sadr’a göre Lübnanlı Şii kadınlar bu yeni örtünme biçimi sayesinde diğer dinlerden ve mezheplerden olan hemcinslerinden apayrı bir görünüm kazanırlarken tacize ve tecavüze uğrama ihtimalleri de en aza inmişti, zira yeni oluşmaya başlamış olan siláhlı Şii hareketinin de koruması altına girmişlerdi.
Hicab, Lübnan’dan ilk olarak İran’a ihraç edildi ve Şah’ın gidişini hazırlayan olayların başladığı 1977 sonbaharında Tahran’da yönetim aleyhinde yapılan gösterilerde ortaya çıktı. Şah karşıtı kadınların bir kısmı hicaba bürünmüşlerdi. Sürgünde yaşayan ve 1979’da Şah’ın devrilmesiyle sürgünden dönen İmam Humeyni’yi Tahran’ın Mehrábád havaalanında karşılayan yüzbinlerce İranlı kadının arasında da artık binlerce hicablı kadın vardı.
KİMLİKALÁMETİOLDU
Yeni tip başörtüsü, İslam Devrimi’nden sonra önce İran’da, hemen ardından da bütün İslam dünyasında bir kimlik alámeti halini aldı. Dr. Ali Şeriati ile beraber İran Devrimi’nin fikri temellerini ortaya koyan Ayetullah Murtaza Mutahhari, Şah karşıtı ayaklanmalar sırasında yayınladığı ‘Hicab-ı İslami’, yani ‘İslami Örtünme’ isimli kitabında ‘Müslüman kadının niçin kapanması gerektiği’ konusunu ele alacak, Kur’an’ın ‘Nur’ ve ‘Ahzab’ surelerinde emredilen örtünme biçiminin omuzlara kadar uzanan başörtüsü olduğunu yazacaktı.
Ayetullah Mutahhari’nin dini kimliğini belirlediği hicab, İran’da 1981’de yayınlanan ‘Kadınlar İçin İslami Giyim Yönetmeliği’ne girdi. Yönetmelikte çarşafın ve bu tür başörtüsünün İslam’a en uygun örtünme biçimi olduğu söyleniyordu ama İranlı kadınlar başörtüsü seçiminde serbest bırakıldılar. Çarşafa bürünmek yahut yüzü kapatmak mecburiyeti getirilmedi, sadece yüzlerin açıkta kalacak şekilde kapanması emredildi. Şehirli kadınlar genellikle çenenin altından düğümlenen normal başörtüsünü tercih ederlerken devrim yolunda çaba gösteren kadınlar şimdi ‘türban’ dediğimiz örtünme biçimine uydular, kırsal kesim ise eskiden olduğu gibi çarşaflı kaldı. İran’da bugün bizde bilinenin aksine çarşaf yahut omuzları kapatan türban mecburiyeti hiçbir zaman konmadı.
İTHALE NE GEREK VAR
Günümüzün türbanı işte böyle doğdu ve İran Devrimi sırasında kazandığı popülarite zamanla ideoloji sembolü ve siyasi kimlik vasıtası olarak bütün İslam dünyasına yayıldı ve bize kadar geldi. Modelin ortaya nasıl çıktığını Musa Sadr’dan bizzat dinlemiş olan İranlı gazeteci Emir Tahiri’nin ‘New York Post’ Gazetesi’nde 2003’ün 15 Ağustos’unda çıkan yazısını ise farketmedik bile...
Türkçe’de bugün ‘türban’ dediğimiz ‘hicab’ın macerası, işte kısaca böyle... Yukarıda da söyledim, kimin başına ne örttüğü beni artık hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama Lübnan malı hicaba da içim bir türlü ısınamıyor, zira estetik hoşluğu yok!
Örtünme konusunda asırlar boyunca kendi modasını kendisi yaratmış ve yaşmak, ferace, kadın fesi, felek tabancası, hotoz, maşlah, tandırbaş, yemeni, kundak yemeni, salma yemeni yahut tepelik gibi çeşit çeşit modellerle zarif bir çizgi yakalamış olan Türk kadınının Lübnan’dan örtünme modeli ithal etmeye ihtiyaç hissetmesinin sebebini bir türlü anlayamıyorum.
Türbanın mucidi Musa Sadr’ı Kaddafi ortadan kaldırmıştı
OMUZLARI kapatan ve adına şimdi ‘türban’ dediğimiz başörtüsü biçiminin yaratıcı olan Seyyid Musa es-Sadr, İranlı idi. İran’ın dini ilimler merkezi olan Kum şehrinde, 1928’in 15 Mayıs günü dünyaya geldi. Kum’da ve Tahran’da dini eğitim aldı, ‘Mekteb-i İslam’ adında bir dergi çıkarttı ve bir müddet Kum’daki medreselerde hocalık edip ‘Hüccetülislam’ derecesine yükseldi.
Musa Sadr, Seyyid Abdülhüseyin Şerefeddin’in 1960 yılında ölümüyle dini otorite boşluğuna düşen Güney Lübnanlı Şiiler’i toparlamak maksadıyla Lübnan’ın Sur şehrine yerleşti ve kısa sürede bölgenin en güçlü dini lideri oldu. 1969’da kurulan ‘Yüksek Şii Konseyi’nin başkanlığına gelmesiyle ‘imam’ unvanını aldı, bu arada çok sayıda vakıf ve okul kurdu, 1971’de İsrail’e karşı mücadele etmek maksadıyla Müslüman ve Hristiyan din adamlarından meydana gelen bir diğer dini konseyi hayata geçirdi.
1974 ilkbaharında kurduğu ve ‘Mahrum Bırakılmışlar, Ezilmişler Hareketi’ diye tercüme edebileceğimiz ‘Hareketu’l-Mahrumin’ isimli örgüt, Musa Sadr’ın en güçlü eseriydi. Örgüt, Lübnanlı Şiiler’in sosyal alanda refaha ulaşması için çaba gösterecekti ancak ülkede iç savaşın patlaması üzerine etkisiz kalınca Musa Sadr bu defa da siláhlı bir diğer grubu organize etti. ‘AMAL’ isimli bu örgüt Şiiler’in hem siyasi hem de askeri gücü olacak ve 1990’lı yıllara kadar adından sıkça bahsettirecekti.
Aslen İranlı olmasına rağmen Lübnan’ın siyasi hayatında son derece etkili olan Musa Sadr, 1978 Ağustos’unda, Güney Lübnan’daki Filistinli mülteciler konusunda temaslarda bulunmak maksadıyla Libya’ya gitti ama bu, onun son siyasi faaliyeti oldu ve Sadr’dan bir daha haber alınamadı. Libyalılar İmam’ın Muammer Kaddafi ile görüştükten sonra Roma’ya giden bir uçağa bindiğini iddia ettiler, İtalya ise Sadr’ın uçakta bulunmadığını açıkladı ve dini lider kayboldu!
Ailesi, özellikle de kızkardeşi, Sadr’ın Libya’da bir zindanda tutulduğunu ve halen hayatta olduğunu iddia ederken, Şii dünyası Musa Sadr ile kayıp 12. İmam Mehdi arasında bir benzerlik kuruyor ve İmam Musa Sadr’ın da günün birinde Mehdi gibi yeniden ortaya çıkacağına inanıyor.
Türban???
Acaba neden ?
pkk yeniden hortlamış olabileceğimi ?
ekonominin kötü gidişatı ?
toplumdaki zengin - fakir ayrımının hızla artması , sözde düşen enflasyonun hızla yükselişte olması ( aslında hiç düşmedi yalan yanlış olaylarda düştü gibi gösterildi )
Merak ediyorum türban üniversiteye girince bu kızlar özgür mü olacak ? hadi özgür oldular bunlar akademisyen olmak isteyecek fakat bilimin temeli araştırmak , gerekirse tanrıya kafa tutmaktır(şimdi diyeceniz sen ateistmisin deilim fakat modern cağı oluşturan bilim adamlarına bakın bi . einstein yahudi idi fakat sadece yahudi kültürünü yaşıyodu tanrıya inanmadığını sölüyordu, darwini anlatmıyorum bile newtonda öle yakında detaylı anlatırım) eee dogmacılıkla bilim nereye ilerleyecek veya bu kişiler bilime ne katacak ?
Hadi bunlarıda geçtim diyolar ki bizim kültürümüz bu . Allallah ne biçim kültür bu ? yanlış bilmiyosam kültür denen olgu uzun zamanların etkisi ile olur 30 - 40 içinde olması acayip ; hadi onuda geçtim yaff diyosun ki din için kapanıyom amennada allah aşkına hem din diyonuz hem başınızı kapayıp başka yerlerinizi açıyorsunuz ???
Sadece saçı kapatmak mı cennete giden yolu açıyor ?
O zaman başı açıklar kafir mi ???
Merak ettiğim şimdi özgürlük vaadiyle gelenler niye eşlerinin özgürlüklerini ellerinden almışlar?
Nasıl diyen için soner yalcının akplilerin eşlerinin örtülmesi yazısına bakabilir.
Selam
Bundan sonra kafama estikce burda bişeyler yazacam (geneli siyaset , güncel olaylar , tarih , arada jeoloji fln...)
Kim olduğumu merak edenler sdu sozluk e girip angelusmd yazıp kim olduğumu öğrenebilir ;)
Şimdilik gülü gülü....

